Şimdi Yazın
Ankara merkezli Uzman Avukat kadromuzla, güncel mevzuat ışığında
güvenilir danışmanlık ve sonuç odaklı hukuki çözümler sunuyoruz.
Ceza yargılamasında en ağır koruma tedbirlerinden biri tutuklamadır. Henüz hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmayan şüpheli veya sanığın özgürlüğünün geçici olarak kısıtlanması anlamına gelir. Bu nedenle tutuklama, bir ceza değil; yargılamanın sağlıklı yürütülmesini amaçlayan istisnai bir koruma tedbiridir.
Türk hukuk sisteminde tutuklama, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Kanun koyucu, keyfi tutuklamaların önüne geçebilmek için bu tedbiri sıkı şartlara bağlamıştır. Çünkü özgürlüğün kısıtlanması telafisi güç sonuçlar doğurabilir.
Uygulamada çoğu zaman “suç isnadı” ile “tutuklama” kavramı karıştırılmaktadır. Oysa esas olan tutuksuz yargılanmadır. Tutuklama ise ancak kanunda sayılan şartların birlikte gerçekleşmesi halinde başvurulabilecek bir istisnadır.

Tutuklama, şüpheli veya sanığın yargılama süresince özgürlüğünden yoksun bırakılmasıdır. Ancak bu işlem bir cezalandırma değildir. Kişi hakkında kesinleşmiş hüküm bulunmadığı için masumiyet karinesi devam etmektedir.
Bu nedenle mahkemeler tutuklama kararı verirken:
Örneğin adli kontrol tedbirleri (yurt dışı çıkış yasağı, imza yükümlülüğü, konutu terk etmeme gibi) yeterli olacaksa doğrudan tutuklama kararı verilmesi hukuka aykırı olabilir.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesine göre tutuklama kararı verilebilmesi için iki temel şart birlikte bulunmalıdır:
Bu iki şarttan biri eksikse tutuklama kararı verilmesi mümkün değildir. Şimdi bu şartları ayrı ayrı inceleyelim.
Tutuklama kararı verilebilmesi için öncelikle kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller bulunmalıdır. Sadece soyut iddialar, varsayımlar veya tahminler tutuklama için yeterli değildir.
Kuvvetli suç şüphesi; dosyada bulunan delillerin, kişinin suçu işlediğine dair yüksek ihtimal oluşturması anlamına gelir. Örneğin:
Ancak unutulmamalıdır ki kuvvetli şüphe tek başına tutuklama için yeterli değildir. Ayrıca bir tutuklama nedeni de bulunmalıdır.
CMK 100 kapsamında başlıca tutuklama nedenleri şunlardır:
Bu nedenlerin somut olayla bağlantılı şekilde ortaya konulması gerekir. Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarında da tutuklama gerekçelerinin soyut ve kalıp ifadelerle yazılmasının hukuka aykırı olduğu vurgulanmaktadır.
CMK 100/3 maddesinde bazı suçlar bakımından tutuklama nedeninin varlığı karine olarak kabul edilmiştir. Bu suçlara uygulamada “katalog suçlar” denmektedir.
Bu suçlardan bazıları şunlardır:
Ancak katalog suç olması otomatik olarak tutuklama anlamına gelmez. Yine de mahkemeler somut değerlendirme yapmak zorundadır.
Ankara’da bir soruşturma kapsamında “örgüt üyeliği” suçlamasıyla hakkında tutuklama kararı verilen bir şüpheli hakkında, karar gerekçesinde yalnızca suçun katalog suç olduğu belirtilmiş; kaçma şüphesine dair herhangi bir somut olgu gösterilmemiştir.
Yapılan itiraz sonucunda üst mahkeme, tutuklama kararının gerekçesiz olduğuna ve adli kontrolün yeterli olabileceğine karar vermiştir. Böylece kişi tahliye edilmiştir.
Bu örnek, tutuklama kararlarının otomatik değil; somut, ölçülü ve gerekçeli olması gerektiğini göstermektedir.
Ceza Muhakemesi Kanunu bazı suçlar bakımından tutuklamayı açıkça sınırlandırmıştır. Buna göre:
kural olarak tutuklama kararı verilemez.
Bu düzenleme, ölçülülük ilkesinin bir yansımasıdır. Çünkü verilecek muhtemel ceza ile uygulanacak koruma tedbiri arasında makul bir denge bulunmalıdır.
Mahkemeler, tutuklama yerine daha hafif bir koruma tedbiri olan adli kontrol uygulayabilir. Bu uygulama, kişinin özgürlüğünü tamamen ortadan kaldırmadan yargılama sürecini güvence altına almayı amaçlar.
Adli kontrol kapsamında şu yükümlülükler getirilebilir:
Eğer adli kontrol yeterli olacaksa tutuklama kararı verilmesi hukuka aykırı kabul edilebilir.
Tutuklama kararına karşı 7 gün içinde itiraz edilebilir. İtiraz, kararı veren mahkemeye sunulur ve dosya bir üst mahkeme tarafından incelenir.
İtiraz dilekçesinde:
somut delillerle ortaya konulmalıdır.
Tutuklama sürecinde hak kaybı yaşamamak ve yasal yolları doğru kullanmak için profesyonel destek alabilirsiniz.
Yukarıda değinilmiş olan hususlar genel hatları ile kaleme alınmış olup; her somut olay birbirinden farklı özellikler taşıyabileceğinden hak kaybına uğramamanız adına bir hukuk bürosu ile iletişime geçip profesyonel destek almanızı öneririz.