Şimdi Yazın
Ankara merkezli Uzman Avukat kadromuzla, güncel mevzuat ışığında
güvenilir danışmanlık ve sonuç odaklı hukuki çözümler sunuyoruz.
Adli kontrol, ceza muhakemesinde tutuklamaya alternatif olarak uygulanan koruma tedbiridir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesinde düzenlenen bu kurum, şüpheli veya sanığın özgürlüğünü tamamen kısıtlamadan, belirli yükümlülüklere tabi tutularak yargılamanın sağlıklı şekilde yürütülmesini amaçlar.
Tutuklama son çare olmalıdır ilkesi gereğince, kaçma şüphesi, delilleri karartma ihtimali veya yeniden suç işleme tehlikesi bulunan durumlarda hâkim, tutuklama yerine adli kontrol tedbirine karar verebilir. Böylece kişi cezaevine gönderilmeden yargılama sürecine tabi tutulur.
Adli kontrol, ceza muhakemesinde uygulanan bir koruma tedbiridir. Koruma tedbirleri; soruşturma ve kovuşturma sürecinde maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını sağlamak, şüpheli veya sanığın kaçmasını engellemek ve delillerin korunmasını temin etmek amacıyla uygulanır. Bu tedbirler arasında yakalama, gözaltı, tutuklama ve arama gibi ağır müdahaleler bulunmakla birlikte, adli kontrol daha hafif nitelikli bir müdahale olarak kabul edilir.
Tutuklama, kişinin özgürlüğünün tamamen kısıtlanması anlamına gelirken; adli kontrol, kişinin serbest kalmaya devam ettiği ancak belirli yükümlülüklere tabi tutulduğu bir sistemdir. Bu yönüyle adli kontrol, ölçülülük ilkesi ve kişi özgürlüğü hakkı açısından önemli bir denge mekanizmasıdır.
Anayasa'nın 19. maddesi gereğince kişi özgürlüğü ancak kanunla ve zorunlu hallerde sınırlanabilir. Bu nedenle hâkimler, tutuklama kararı vermeden önce daha hafif bir tedbir olan adli kontrolün yeterli olup olmayacağını değerlendirmek zorundadır.
Adli kontrol kararı verilirken hâkim; suçun niteliğini, isnat edilen fiilin ağırlığını, şüphelinin sabıka kaydını, sosyal ve ekonomik durumunu, delillerin toplanma aşamasını ve kaçma şüphesinin varlığını değerlendirir.
Örneğin sabit ikametgâhı bulunan, düzenli işi olan ve soruşturmaya iş birliği içinde katılan bir şüpheli hakkında tutuklama yerine adli kontrol uygulanması daha ölçülü kabul edilir. Buna karşılık organize suçlar veya ağır ceza gerektiren suçlarda daha sıkı adli kontrol tedbirleri uygulanabilir.
Hâkim ayrıca adli kontrolün yeterli olup olmayacağını değerlendirirken “orantılılık” ve “gereklilik” ilkelerini göz önünde bulundurur. Tedbir, amaçlanan sonucu sağlamaya elverişli ve gerekli olmalıdır.
Adli kontrol tedbirleri arasında en ağır sonuç doğuran uygulamalardan biri konutu terk etmeme yükümlülüğüdür. Uygulamada “ev hapsi” olarak bilinen bu tedbir, kişinin yalnızca belirlenen konut içerisinde kalmasını zorunlu kılar.
Elektronik kelepçe sistemiyle denetlenen bu yükümlülük, fiilen özgürlüğün ciddi şekilde sınırlandırılması anlamına gelir. Bu nedenle hâkimler bu tedbiri uygularken ölçülülük denetimini daha sıkı yapmak zorundadır.
Konutunu terk etmeme tedbiri altında geçen her iki gün, cezanın mahsubunda bir gün olarak dikkate alınmaktadır. Bu düzenleme, tedbirin özgürlük üzerindeki etkisini dengelemeyi amaçlamaktadır.
Adli kontrol tedbirleri süresiz değildir. Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre adli kontrol, soruşturma ve kovuşturma süresince devam edebilir; ancak bu sürenin makul olması gerekir. Özellikle ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda adli kontrol süresi daha uzun tutulabilmektedir.
Soruşturma aşamasında verilen adli kontrol kararları belirli aralıklarla hâkim tarafından gözden geçirilmelidir. Tedbirin devamı için hâkim, kaçma şüphesinin veya delilleri karartma ihtimalinin hâlen mevcut olup olmadığını değerlendirmek zorundadır.
Kovuşturma aşamasında ise mahkeme, her duruşmada adli kontrolün devam edip etmeyeceğini yeniden ele alabilir. Eğer deliller toplanmış ve kaçma riski ortadan kalkmışsa, adli kontrol kaldırılabilir veya daha hafif bir yükümlülüğe çevrilebilir.
Özellikle yurt dışı çıkış yasağı gibi tedbirler, uzun süre devam ettiğinde kişinin ekonomik ve sosyal yaşamını ciddi şekilde etkileyebilir. Bu nedenle ölçülülük ilkesi gereği gereksiz uzatmalar hukuka aykırı kabul edilebilir.
Adli kontrol kararına karşı itiraz mümkündür. Kararın tebliğinden itibaren 7 gün içinde bir üst mercie başvurularak itiraz edilebilir. İtiraz dilekçesinde, kaçma şüphesinin bulunmadığı, delillerin toplandığı ve tedbirin ölçüsüz olduğu gerekçeleri açıkça belirtilmelidir.
Adli kontrolün tamamen kaldırılması talep edilebileceği gibi, yükümlülüğün hafifletilmesi de istenebilir. Örneğin haftada üç gün imza yükümlülüğü bulunan bir kişi, bunun haftada bire indirilmesini talep edebilir.
Yurt dışı çıkış yasağı özellikle ticaretle uğraşan kişiler için ciddi mağduriyet doğurabilir. Bu durumda kişinin iş hayatına ilişkin belgeler, davet yazıları ve ticari sözleşmeler mahkemeye sunularak yasağın kaldırılması istenebilir.
Uygulamada adli kontrolün kaldırılması talepleri çoğu zaman somut gerekçelere dayanmadığında reddedilmektedir. Bu nedenle başvuru dilekçesinin teknik ve hukuki temellere dayanması büyük önem taşır.
Adli kontrol tedbirleri yalnızca hukuki bir süreç değil, aynı zamanda kişinin günlük yaşamını doğrudan etkileyen bir uygulamadır. Özellikle imza yükümlülüğü, kişinin iş saatleriyle çakıştığında ciddi sorunlara yol açabilmektedir.
Yurt dışı çıkış yasağı bulunan kişiler, uluslararası ticaret, akademik faaliyetler veya yurtdışı görevleri söz konusu olduğunda maddi kayıplar yaşayabilmektedir. Bu nedenle adli kontrol tedbirinin bireysel durumla uyumlu olması gerekir.
Ev hapsi uygulaması ise fiilen özgürlüğü ciddi ölçüde sınırlandırdığı için psikolojik ve sosyal etkiler doğurabilir. Bu tür durumlarda tedbirin devamının gerekliliği düzenli aralıklarla değerlendirilmelidir.
Adli kontrol tedbiri uygulanırken şüpheli veya sanığın yükümlülüklere uymaması halinde mahkeme daha ağır bir koruma tedbirine başvurabilir. Bu durum en sık imza yükümlülüğünün ihlali, yurt dışına çıkış yasağının ihlali veya konutu terk etmeme tedbirine aykırı davranılması halinde görülmektedir.
CMK’nın 112. maddesi uyarınca, adli kontrol yükümlülüklerini isteyerek yerine getirmeyen kişi hakkında doğrudan tutuklama kararı verilebilir. Burada önemli olan ihlalin bilinçli ve iradi olmasıdır. Zorunlu sebeplerle gerçekleşen ihlaller, örneğin hastane raporu ile belgelenen durumlar, tutuklama sebebi oluşturmayabilir.
Mahkeme, ihlalin niteliğini ve ağırlığını değerlendirerek önce uyarı, ardından yükümlülüğün ağırlaştırılması yoluna gidebilir. Ancak kaçma şüphesi güçlenmişse doğrudan tutuklama kararı da verilebilmektedir.
Yargıtay kararlarında adli kontrol tedbirlerinin ölçülülük ilkesine uygun olması gerektiği vurgulanmaktadır. Özellikle uzun süreli yurt dışı yasağı veya gereksiz imza yükümlülüğü uygulamalarının hukuka aykırı olabileceği belirtilmiştir.
Yargıtay ayrıca, tutuklama yerine adli kontrol uygulanmasının mümkün olduğu durumlarda doğrudan tutuklama kararı verilmesini hukuka aykırı bulabilmektedir. Bu da adli kontrolün “öncelikli alternatif” olarak değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.
Bununla birlikte, adli kontrol ihlali halinde tutuklama kararının hukuka uygun sayılabilmesi için ihlalin bilinçli ve kasıtlı olması gerekmektedir. İradi olmayan ihlallerde tutuklama ölçüsüz kabul edilebilir.
Adli kontrol ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) sıklıkla karıştırılan iki ayrı kurumdur. Adli kontrol, yargılama süreci devam ederken uygulanan bir koruma tedbiridir. HAGB ise mahkeme tarafından verilen hükmün açıklanmasının belirli bir denetim süresi boyunca ertelenmesidir.
Adli kontrol, soruşturma veya kovuşturma aşamasında uygulanır. HAGB ise mahkûmiyet kararı verildikten sonra devreye girer. Bu nedenle hukuki nitelikleri ve sonuçları tamamen farklıdır.
Adli kontrol sicile işler mi?
Adli kontrol bir mahkûmiyet değildir. Bu nedenle adli sicil kaydına işlenmez.
Adli kontrol kaç yıl sürebilir?
Süre makul olmalıdır. Dosyanın niteliğine göre değişir ancak ölçüsüz şekilde uzatılamaz.
Yurt dışı yasağı nasıl kaldırılır?
Mahkemeye yapılacak gerekçeli bir başvuru ile kaldırılması talep edilebilir.
İmza yükümlülüğüne bir gün gitmezsem ne olur?
Haklı bir mazeret yoksa ihlal sayılabilir ve tutuklama riski doğabilir.
Adli kontrol kararları, özgürlüğünüzü doğrudan etkileyen ciddi hukuki sonuçlar doğurur. İtiraz süreci, kaldırma talebi ve olası tutuklama riskine karşı sürecin doğru yönetilmesi büyük önem taşır.