Şimdi Yazın
Ankara merkezli Uzman Avukat kadromuzla, güncel mevzuat ışığında
güvenilir danışmanlık ve sonuç odaklı hukuki çözümler sunuyoruz.
Ticari davalarda arabuluculuk zorunluluğunun kapsamı uygulamada uzun süre tartışma konusu olmuştur. TTK m. 5/A ile getirilen zorunlu arabuluculuk şartı yalnızca "konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri" için öngörülmüştür. Peki bu hüküm, borçlunun borçlu olmadığının tespiti için açtığı menfi tespit davasını da kapsar mı?
Farklı Bölge Adliye Mahkemeleri bu soruya birbirinden farklı yanıtlar verince Yargıtay 19. Hukuk Dairesi uyuşmazlığı kesin olarak çözdü:
Ticari nitelikteki menfi tespit davalarında dava açılmadan önce arabuluculuğa gidilmesi zorunlu değildir; arabulucuya gitmiş olması bir dava şartı değildir.
Menfi tespit ve icra süreçleri hakkında Ankara İcra Avukatı sayfamızı inceleyebilirsiniz.

Ticari menfi tespit davalarında arabuluculuk zorunluluğu yoktur.
Menfi tespit davası; davalı-alacaklı tarafından var olduğu savunulan bir hukuki ilişkinin aslında var olmadığının tespiti için davacı-borçlu tarafından açılan bir tespit davasıdır (İİK m. 72, HMK m. 106). Borçlu bu davada, maddi hukuk temelli çeşitli nedenlerle borçlu olmadığının tespitini ister. Dava sonucunda verilen karar; bir eda hükmü değil, olumsuz tespit hükmüdür — yani borçlunun ödeme yapmasına değil, borçlu olup olmadığının belirlenmesine yönelik bir karardır.
7155 sayılı Kanun ile TTK'ya eklenen 5/A maddesi şu hükmü içermektedir: "Bu Kanunun 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır."
Bu maddenin kapsamı için iki koşulun birlikte bulunması gerekir: (a) Davanın konusu bir miktar paranın ödenmesi olmalı, (b) Bu talep alacak veya tazminat olarak ileri sürülmelidir. Her iki koşul birlikte gerçekleşmediğinde arabuluculuk zorunluluğu doğmaz.
Menfi tespit davası; bir alacak tahsilini ya da tazminat ödenmesini talep etmez. Aksine, borcun var olmadığının tespit edilmesi istenir. Verilen hüküm, cebri icraya esas alınabilecek bir eda kararı değildir. TTK m. 5/A'nın amacı da yalnızca bir miktar paranın tahsiline yönelik ticari uyuşmazlıkları arabuluculukla çözmektir. Kanun koyucunun bu istisna için bilinçli tercih yaptığı, madde gerekçesi ve sistematik yorum açısından da açıkça anlaşılmaktadır.
Türkiye'nin farklı illerindeki Bölge Adliye Mahkemeleri ticari menfi tespit davalarında arabuluculuğun zorunlu olup olmadığı konusunda birbiriyle çelişen kararlar vermişti. İki ayrı görüş oluşmaktaydı:
İtirazın iptali ve alacak davaları konusunda İtirazın İptali Davası sayfamızı inceleyebilirsiniz.
Yargıtay Hukuk Dairesi 2020/85 E. , 2020/454 K.
"İçtihat Metni"
Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi Başkanlığı tarafından yapılan başvuru üzerine, farklı Bölge Adliye Mahkemeleri arasında ticari nitelikteki menfi tespit davalarında TTK m. 5/A uyarınca arabuluculuğa başvurunun dava şartı olup olmadığı hususunda oluşan içtihat çelişkisinin giderilmesi amacıyla dosya Dairemize gönderilmiştir.
TTK m. 5/A maddesi hükmüne göre arabuluculuğa başvurmanın dava şartı olabilmesi iki koşula bağlıdır: (a) Davanın konusu bir miktar paranın ödenmesi olmalı, (b) Bu talep bir alacak veya tazminat talebi olarak ileri sürülmelidir. Bu koşulların gerçekleşmediği ticari davalarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmeyecektir.
HMK'nın 106. maddesinde düzenlenen tespit davasının özel bir şekli olan menfi tespit davası, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat davası olarak nitelendirilemez. Bu dava sonucunda, borçlunun borçlu olmadığının anlaşılması hâlinde borçlu olunmayan kısım belirtilmek suretiyle olumsuz tespit hükmü kurulmaktadır. Bu hüküm, herhangi bir alacağın tahsilini gerektirir nitelikte bir ilam olmadığından esasa yönelik olarak doğrudan ilamların icrası yolu ile takibe konulamaz.
Öte yandan, bir cebri icra tehdidinin varlığı nedeniyle takipten önce menfi tespit davası açmak isteyen borçluyu arabuluculuğa başvurmaya zorlamak; arabuluculuğa başvuru cebri icrayı durdurmayacağından, onu takipten önce menfi tespit davası açma olanağından tümüyle mahrum bırakmak anlamına gelecektir. Böylece alacağın %15'i oranında teminatla takibi durdurmak için ihtiyati tedbir alabilecek olan borçlu, takipten sonra açmak zorunda bırakıldığı menfi tespit davasında daha ağır koşullarda ihtiyati tedbir almak zorunda kalacaktır.
Açıklanan nedenlerle, ticari nitelikteki menfi tespit davalarında dava açılmadan önce arabuluculuğa gidilmesinin zorunlu olmadığı ve arabulucuya gitmiş olmasının bir dava şartı olmadığı kanaatine varıldığından uyuşmazlığın bu şekilde giderilmesine karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ:
7155 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile 6102 sayılı TTK'na eklenen 5/A maddesi gereğince TİCARİ NİTELİKTEKİ MENFİ TESPİT DAVALARINDA DAVA AÇILMADAN ÖNCE ARABULUCULUĞA GİDİLMESİNİN ZORUNLU OLMADIĞINA VE ARABULUCUYA GİDİLMİŞ OLMASININ BİR DAVA ŞARTI OLMADIĞINA, uyuşmazlığın bu şekilde giderilmesine 13.02.2020 günde oybirliğiyle ve 5235 sayılı Kanun'un 35/4. maddesi gereğince kesin olarak karar verildi.
Hayır. Bu kararla kesin olarak belirlenen ilkeye göre ticari nitelikteki menfi tespit davalarında arabuluculuğa başvurulmuş olması bir dava şartı değildir. Arabulucuya gitmeden doğrudan dava açılabilir.
Yalnızca "konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri" içeren ticari davalar için zorunluluk getirilmiştir. Bu iki koşul aynı anda gerçekleşmiyorsa arabuluculuk şartı doğmaz.
İİK m. 72 uyarınca borçlunun, borçlu olmadığını ispat etmek için açtığı tespit davasıdır. Borçlu icra takibinden önce veya sonra açabilir. Dava sonucunda eda (ödeme) kararı değil, olumsuz tespit hükmü kurulur.
Bu karardan önce bazı mahkemelerde arabuluculuk şartı aranarak dava usulden reddediliyordu. Bu Yargıtay kararı kesin nitelikte olup artık arabuluculuğa gidilmemesi gerekçesiyle menfi tespit davası reddedilemez.
Her ikisi de mümkündür. Takipten önce açılırsa mahkeme talep üzerine alacağın %15'inden az olmamak üzere teminat karşılığında takibin durdurulması için ihtiyati tedbir verebilir. Takipten sonra açılırsa ihtiyati tedbir yoluyla takibin durdurulmasına karar verilemez; ancak borçlu teminat göstererek paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir.
Dava borçlu lehine sonuçlanırsa takip derhal durur. İlamın kesinleşmesiyle birlikte icra kısmen veya tamamen eski hâline iade edilir. Ayrıca takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa borçlu, uğradığı zararın alacaklıdan tahsilini talep edebilir; bu tazminat takip konusu alacağın %20'sinden az olamaz.
İtirazın iptali davası alacaklı tarafından açılır; borçlunun ödeme emrine itirazının kaldırılması ve takibe devam edilmesi amacını taşır. Menfi tespit davası ise borçlu tarafından açılır ve borcun hiç doğmadığını ya da ödendiğini tespit ettirmeye yöneliktir. Arabuluculuk zorunluluğu bakımından itirazın iptali davası TTK m. 5/A kapsamına girebilirken, menfi tespit davası bu kararla açıkça kapsam dışında bırakılmıştır.
Borçlu olmadığınızı kanıtlamak ve icra takibini durdurmak için profesyonel destek alabilirsiniz.
Yukarıda değinilmiş olan hususlar genel hatları ile kaleme alınmış olup; her somut olay birbirinden farklı özellikler taşıyabileceğinden hak kaybına uğramamanız adına bir hukuk bürosu ile iletişime geçip profesyonel destek almanızı öneririz. (KARTALHAN HUKUK BÜROSU)