Şimdi Yazın
Ankara merkezli Uzman Avukat kadromuzla, güncel mevzuat ışığında
güvenilir danışmanlık ve sonuç odaklı hukuki çözümler sunuyoruz.
Ticaret hukuku; şirketler arasındaki sözleşme ilişkilerini, senet ve çek uyuşmazlıklarını, alacak-borç ilişkilerini ve ticari davaları düzenleyen geniş kapsamlı bir hukuk dalıdır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu bu alandaki temel mevzuatı oluşturmaktadır.
Ticari uyuşmazlıklarda sözleşmenin yorumlanması, temerrüt tarihinin tespiti, dava şartı arabuluculuk gibi teknik konular Yargıtay içtihadıyla şekillenmektedir. Bu içtihatları bilmemek; açılabilecek bir davadan vazgeçilmesine ya da kaybedilmesine yol açabilir.
Bu sayfada ticaret hukuku alanındaki kritik Yargıtay kararlarına ulaşabilirsiniz. Ankara Borçlar Hukuku Avukatı sayfamızı da inceleyebilirsiniz.
Ticari sözleşmelerde en sık karşılaşılan sorunların başında sözleşme bedelinin KDV dahil mi yoksa hariç mi olduğu konusundaki uyuşmazlıklar gelmektedir. Bu konudaki Yargıtay içtihadı tutarlı biçimde şunu ortaya koymaktadır: Sözleşmede KDV'nin ayrıca ödeneceği açıkça yazılmamışsa, belirlenen ücret KDV dahil kabul edilir. Bu nedenle sözleşme hazırlık aşamasında bedel ile KDV ilişkisinin açıkça yazılması hayati önem taşır.
Ticari alacaklarda faizin hangi tarihten itibaren işleyeceği, temerrüt tarihine bağlıdır. Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre; alacağın muaccel olması tek başına temerrüt faizinin işlemesi için yeterli değildir. Borçlunun ihtarla temerrüde düşürülmesi ya da sözleşmede kesin vadenin belirlenmiş olması gerekmektedir. Üstelik geçerli bir ihtarname; belirli bir süre içinde ve belirli bir bedelin ödenmesini talep etmelidir. Bu unsurları taşımayan ihtarname temerrüde düşürücü nitelik taşımaz.
7155 sayılı Kanun ile TTK m. 5/A'ya eklenen hükümle ticari davalarda zorunlu arabuluculuk getirilmiştir. Ancak bu zorunluluğun kapsamı tüm ticari davaları kapsamamaktadır. Yargıtay; menfi tespit davaları gibi eda değil tespit niteliği taşıyan davalarda arabuluculuğun zorunlu olmadığını ve bunun bir dava şartı sayılmayacağını kesin olarak hükme bağlamıştır.
Aşağıdaki Yargıtay kararlarına tıklayarak her kararın ayrıntılı açıklamasına ve tam metnine ulaşabilirsiniz.
Yapılan Sözleşmede Açıkça KDV Hariç Yazmıyor İse; KDV'nin Ücrete Dahil Olduğu Kabul Edilmelidir.
Sözleşmede ücretin KDV hariç olduğuna dair açık bir hüküm bulunmuyorsa, KDVK m. 8 uyarınca vergi mükellefinin hizmet sunucu olması nedeniyle sözleşmede belirlenen ücretin KDV dahil olduğu kabul edilir. Ayrıca KDV talep edilemez. Bu kural avukatlık sözleşmeleri başta olmak üzere her türlü hizmet sözleşmesi için geçerlidir.
TBK m. 117 uyarınca sözleşmeden kaynaklanan alacaklarda temerrüt faizinin işleyebilmesi için alacağın muaccel olması yeterli değildir; borçlunun ihtarla temerrüde düşürülmesi ya da kesin vadenin kararlaştırılmış olması şarttır. İhtarnamenin temerrüde düşürücü etkisi olabilmesi için belirli bir süre ve belirli ya da belirlenebilir bir borç miktarı içermesi zorunludur. Bu unsurları taşımayan ihtarname hukuken geçersiz sayılır; temerrüt ancak icra takip tarihinde gerçekleşir.
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, birden fazla Bölge Adliye Mahkemesi arasındaki içtihat çelişkisini kesin olarak çözmüştür: Ticari nitelikteki menfi tespit davaları, TTK m. 5/A kapsamında arabuluculuğa tabi değildir. Menfi tespit davası bir tespit davası olup eda hükmü içermediğinden bu kapsama girmez. Arabulucuya gidilmeden doğrudan dava açılabilir; aksi halde borçlunun önemli hak kayıplarına uğraması söz konusu olurdu.
Alacak takibi ve icra süreçleri için Ankara İcra Avukatı sayfamızı inceleyebilirsiniz.
Kısmen zorunludur. TTK m. 5/A uyarınca yalnızca "konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri" içeren ticari davalar için arabuluculuk zorunludur. Menfi tespit, tespit ve benzeri eda niteliği taşımayan davalar bu kapsama girmez.
Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre, sözleşmede "KDV hariç" ya da "+KDV" ibaresi açıkça yer almıyorsa sözleşmedeki ücretin KDV dahil olduğu kabul edilir. Hizmet sunan taraf, karşı taraftan ayrıca KDV talep edemez.
Sözleşmede kesin vade varsa o tarihin geçmesiyle; kesin vade yoksa geçerli bir ihtarnamenin tebliğinin ardından verilen sürenin dolmasıyla temerrüt faizi işlemeye başlar. Geçerli ihtar veya kesin vade yoksa temerrüt ancak icra takip tarihinde gerçekleşir.
Hayır. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin kesin kararına göre ticari nitelikteki menfi tespit davalarında arabuluculuğa başvurulmuş olması bir dava şartı değildir. Arabulucuya gitmeden doğrudan dava açılabilir.
Belirsiz ya da bedel içermeyen bir ihtarname temerrüde düşürücü nitelik taşımaz. Bu durumda faiz ancak icra takip tarihinden itibaren işler; takip öncesi dönem için faiz talebi reddedilebilir. Yanlış ihtarname sonradan yüksek hak kayıplarına yol açabilir.
TTK m. 4'te sayılan ticari davalar ve her iki tarafın da tacir olduğu uyuşmazlıklar ticaret mahkemesinde görülür. Taraflardan birinin tacir olmadığı ya da ticari nitelik taşımayan davalar asliye hukuk mahkemesinde görülür. Yanlış mahkemede dava açılması usulden redde yol açabilir.
Ticari alacaklarda genel zamanaşımı TBK m. 146 uyarınca 10 yıldır. Ancak TTK'da özel düzenlemeler mevcuttur: Kira, ücret ve fatura alacakları gibi dönemsel alacaklar 5 yıllık; kambiyo senetlerinde ise poliçe ve bonoda hamilin keşideciye başvurması 3 yıl, müracaat hakkı 1 yıldır.
Sözleşme, alacak ve ticari dava süreçlerinde hak kaybı yaşamamak için profesyonel destek alabilirsiniz.
Yukarıda değinilmiş olan hususlar genel hatları ile kaleme alınmış olup; her somut olay birbirinden farklı özellikler taşıyabileceğinden hak kaybına uğramamanız adına bir hukuk bürosu ile iletişime geçip profesyonel destek almanızı öneririz. (KARTALHAN HUKUK BÜROSU)