Şimdi Yazın
Resmi nikah kıyılmadan yalnızca dini törenle yaşanan birlikteliklerde kadının hukuki korumasızlığı uzun süredir tartışılan bir meseledir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi bu kararıyla kritik bir ilke belirlemiştir: Resmi nikah yapacağını vaat ederek fiilen birlikte yaşayan, ardından bu vaadini yerine getirmeden kadını evden gönderen ya da terk etmeye zorlayan kişi, kadının kişilik haklarına saldırı niteliğindeki bu eylemi nedeniyle manevi tazminat ödemek zorundadır.
Karar, rıza verilmiş olmasının bu sorumluluğu ortadan kaldırmadığını açıkça ortaya koymaktadır: Rıza, resmi nikah vaadine dayalı olarak elde edilmişse kandırma niteliği taşır.
Aile hukuku ve tazminat davaları konusunda Ankara Boşanma Avukatı sayfamızı inceleyebilirsiniz.
.png)
Türk hukukunda geçerli tek evlilik biçimi resmi nikâhdır (TMK m. 134 vd.). Dini tören ayrıca yapılabilir; ancak resmi nikâhın yapılmış olması şartına bağlıdır. Yalnızca dini törenle kurulan birliktelik hukuken evlilik sayılmaz; dolayısıyla resmi evlilikten doğan nafaka, velayet, miras, mal rejimi gibi haklar bu birliktelikten doğmaz.
Mahkemeler uzun süre "kadın reşit ve bilinçli olarak resmi nikahsız birlikteliği kabul etmiştir; dolayısıyla haksız eylem yoktur" gerekçesiyle davaları reddediyordu. Bu karar tam da bu yaklaşımı değiştirmektedir: Rıza, resmi nikah vaadine dayalı olarak alınmışsa kandırma niteliği taşır ve haksız eylem sorumluluğu doğar.
Manevi tazminat sorumluluğunun doğabilmesi için bu kararda şu unsurların bir arada bulunması aranmaktadır:
Boşanma ve tazminat süreçlerinde Boşanmada Tazminat sayfamızı inceleyebilirsiniz.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2019/1464 E. , 2020/359 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ: Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki resmi nikâh kıyılmaması nedeniyle maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yerel mahkemece verilen karara ilişkin karar düzeltme isteği incelendi.
Dava, resmî nikâh olmaksızın yapılan evlilik sonrası gerçekleşen ayrılığa dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş; karar Dairemizce onanmış, davacı vekili karar düzeltilmesini istemiştir.
Davacı, davalı ile 2010 yılı Eylül ayında dini tören ve düğün yaparak evlendiklerini, davalının yaşadığı ilde davalının ailesiyle birlikte 3 yıl karı koca hayatı yaşadıklarını, bu süre içerisinde resmi nikah yapılmasını talep ettiğini ancak davalı ve ailesinin çeşitli bahanelerle resmi nikah yapmaktan kaçındığını, 2013 yılı Temmuz ayında sebepsiz yere evden gönderildiğini, davalının başka bir kadınla resmi nikahla evlendiğini öğrenince kandırıldığını anladığını, bu durumun toplum içinde itibarını zedelediğini ve ileride sağlıklı bir evlilik yapabilme olanaklarını yitirdiğini belirterek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalı ise karşılıklı rıza ile evlendiklerini, Korkuteli'ne gelecekleri için köyde resmi nikah kıyılmadığını, ancak davacının davranışlarındaki değişiklik nedeniyle anlaşmazlık yaşandığını ve resmi nikah işlemlerinin yarım kaldığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davacının evliliğin gerçekleştiği tarihte reşit ve mümeyyiz olduğu, resmi nikah yapılmaksızın kendi iradesiyle evlenmeyi kabul ederek davalı ile birlikte olduğu, bu nedenle davalının tazminatla sorumlu tutulmasını gerektiren bir haksız eylem bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 24. maddesi gereğince hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kişi hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 49. maddesiyle de kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar verenin, bu zararı gidermekle yükümlü olacağı hüküm altına alınmıştır.
Somut olayda; tarafların akraba oldukları, 2010 yılı Eylül ayında ailelerin bilgisi dahilinde toplumsal gelenekler yerine getirilerek dini tören ve düğün yaparak evlendikleri, davalının ailesi ile birlikte yaşamaya başladıkları, bu durumun 3 yıl sürdüğü, bu süre içerisinde resmi nikahın yapılmadığı ve bunun sonucunda davacının ailesinin yanına geri döndüğü anlaşılmaktadır. Davacı köyde yapılan düğün tarihinde 19 yaşındadır. Tarafların evlenip davalının ailesinin evinde birlikte karı koca hayatı yaşamaya başladıkları hususu, içerisinde bulundukları toplum tarafından bilinmektedir. Davacının resmî nikâh olmadan geleneksel törenle evlenme eylemine rızası olsa bile, nikah kıyma vaadine dayalı olarak bu rızanın temin edildiği açıktır.
Resmi nikâh yapılacağı inancı ile tarafların ailelerinin ve yakınlarının katılımı ile gerçekleştirilen düğün töreninden sonra davacının, davalı ile 3 yıl karı koca hayatı yaşaması, resmi nikah yapılmaması fırsat bilinerek hiçbir yasal hakkı olmaksızın ailesinin evine gönderilmesi veya terke zorlanması, toplumumuzun geleneksel yapısı ve tarafların yaşadıkları sosyal çevre gözetildiğinde, toplumda boşanmış kadın damgasını taşımasına yol açacağından, ortaya çıkan bu olgu davacının kişilik haklarına saldırı oluşturur. Böyle bir durumun varlığı, davacının yeni bir evlilik yapmasını zorlaştıracağı gibi ileride yapacağı evliliklerde de aleyhine kullanılabileceği kaçınılmaz bir gerçektir. Aynı zamanda akraba olan taraflardan davalının, davacının içine düşeceği bu durumu da gözeterek daha hassas davranması beklenmelidir.
Tüm bu olgular birlikte ele alındığında davacının, davalı tarafından resmi nikah yapma vaadi ile kandırıldığı ve bunun etkisi altında, fiziksel ve ruhsal olarak zarara uğratıldığı, bundan elem ve üzüntü duyduğunun kabul edilmesi ve davacının hukuka aykırı olan eylemden dolayı bozulan manevi dengesinin eski hâline dönüşmesi, duygusal olarak tatmin edilmesi, zarar verenin de bir daha böyle bir eylemde bulunmaktan alıkonulması amacıyla uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi gerekir.
SONUÇ:
Davacının manevi tazminata yönelik karar düzeltme isteğinin KABULÜNE, Dairemizin onama ilamının KALDIRILMASINA ve kararın gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, davacının diğer karar düzeltme istemlerinin REDDİNE, 04/02/2020 günde oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI:
Temyiz ilamında bildirilen gerektirici nedenler karşısında karar düzeltme isteğinin reddine karar verilmesi gerektiğini düşündüğümden çoğunluğun kararına katılmıyorum. 04/02/2020
Hayır. Türk hukukunda geçerli tek evlilik biçimi resmi nikâhdır (TMK m. 134). Yalnızca dini törenle kurulan birliktelik hukuken evlilik sayılmaz; dolayısıyla boşanma davası açılamaz, nafaka, miras ya da mal rejiminden yararlanamazsınız.
Evet. Bu Yargıtay kararına göre resmi nikah vaadi ile kandırılarak fiilen birlikte yaşayan ve ardından yasal hakkı olmaksızın evden gönderilen kadın, TBK m. 49 kapsamında haksız eylem hükümlerine dayanarak manevi tazminat talep edebilir.
Evet. Yargıtay bu kararında, rıza resmi nikah vaadine dayalı olarak alınmışsa bu rızanın kandırma sonucu elde edildiğini ve haksız eylem sorumluluğunu ortadan kaldırmadığını açıkça hükme bağlamıştır.
Bu karardan hareketle: (1) resmi nikah yapılacağına dair vaadin varlığı, (2) bu vaade dayalı olarak fiilen karı koca hayatı yaşanması ve toplum tarafından bilinmesi, (3) vaadin yerine getirilmemesi ve kadının yasal haksız gerekçeyle evden gönderilmesi ya da terk etmeye zorlanması, (4) toplumsal damga ve yeniden evlilik olanaklarının daralması şeklindeki kişilik hakkı saldırısı kanıtlanmalıdır.
Resmi nikah olmadan doğan çocuklar öncelikle anneyle soybağı kurulu sayılır. Baba için soybağı; tanıma (TMK m. 295) veya babalık davası (TMK m. 301) yoluyla kurulabilir. Soybağı kurulduktan sonra velayet, nafaka ve miras haklarından yararlanılabilir.
Bu davada Yargıtay, maddi tazminata yönelik karar düzeltme talebini reddetmiştir. Maddi tazminat için somut ve kanıtlanabilir bir zararın (örneğin belgelenmiş gelir kaybı, harcamalar) ortaya konulması gerekir. Her somut olay ayrıca değerlendirilmelidir.
Resmi evlilikteki mal rejimi uygulanamaz. Ancak birlikte edinilen mallar için sebepsiz zenginleşme ya da adi ortaklık hükümleri kapsamında talepte bulunulabilir; bu yollar avukatlık desteği gerektiren ve somut olayın koşullarına bağlı süreçlerdir.
Hukuki haklarınızı öğrenmek ve dava sürecinizi yönetmek için profesyonel destek alabilirsiniz.
Yukarıda aktarılan içtihat bilgilendirme amacı taşımaktadır. Her somut olay farklı özellikler taşıyabileceğinden hak kaybına uğramamanız adına bir hukuk bürosu ile iletişime geçip profesyonel destek almanızı öneririz. (KARTALHAN HUKUK BÜROSU)