Şimdi Yazın
Ankara merkezli Uzman Avukat kadromuzla, güncel mevzuat ışığında
güvenilir danışmanlık ve sonuç odaklı hukuki çözümler sunuyoruz.
İcra Hukuku kapsamında zamanaşımı, alacaklının yasalarda belirtilen süreler içerisinde hakkını talep etmemesi sonucunda, dava açma ve cebri icra yoluyla takip etme yetkisini kaybetmesi veya zayıflaması durumudur. Ancak bu sürelerin işleyişi mutlak ve kesintisiz değildir. Kanun koyucu, alacaklının hakkını korumak veya borçlunun borcunu kabul etmesi gibi durumlarda zamanaşımının kesilmesini veya durmasını öngörmüştür.
Özellikle Ankara gibi ticari hayatın yoğun olduğu merkezlerde, birden fazla borçlunun (müteselsil borçluluk) veya kefalet ilişkilerinin bulunduğu sözleşmelerde, zamanaşımının bir borçlu için kesilmesinin diğerlerine etkisi hayati önem taşır. Ankara icra avukatları, bu teknik ayrımları bilerek hareket etmek zorundadır; aksi halde alacaklı hakkını yitirebilir, borçlu ise savunmasını gereği gibi kullanamaz.
Zamanaşımı, borcu sona erdiren bir neden değil; borçlunun borcu ödemekten kaçınabileceği bir def'i (savunma) hakkıdır. Yani borçlu zamanaşımı itirazında bulunmazsa hakim bunu kendiliğinden (re'sen) dikkate alamaz. Bu nedenle hem alacaklı hem de borçlu vekillerinin, zamanaşımını kesen işlemleri ve bunların hukuki sonuçlarını çok iyi takip etmesi gerekir. Bu makalede, Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 154. ve 155. maddeleri ışığında zamanaşımının kesilmesi, durması ve bunun müteselsil borçlular ile kefillere etkisini ayrıntılı olarak inceledik.
Türk Borçlar Kanunu'nun 154. maddesi, zamanaşımını kesen sebepleri sınırlı sayıda (numerus clausus) saymıştır. Zamanaşımının kesilmesi demek, o ana kadar işlemiş olan sürenin tamamen silinmesi ve kesilme nedeninin ortadan kalktığı andan itibaren sürenin sıfırdan (en baştan) işlemeye başlaması demektir. Bu, alacaklı açısından büyük bir güvencedir; borçlu ise her kesilme anından itibaren yeni bir süreyle karşılaşır.
Borçlu, alacağı açıkça veya zımnen (örtülü olarak) kabul ettiğini gösteren bir davranışta bulunursa zamanaşımı kesilir:
Alacaklının devletin yetkili organlarına başvurarak hakkını araması zamanaşımını keser. İcra hukuku uygulamasında bu son derece önemlidir. Ancak noterden çekilen ihtarname zamanaşımını kesmez; yalnızca borçluyu temerrüde düşürür.
Bu konu pratikte en çok karıştırılan noktadır. TBK m. 154 kapsamında noter ihtarnamesi zamanaşımını kesmez; yalnızca borçluyu temerrüde düşürür ve temerrüt faizinin işlemeye başlamasını sağlar. Zamanaşımını kesmek için mutlaka icra takibi başlatmak veya mahkemede dava açmak gerekir. Bu nedenle avukatlar, özellikle zamanaşımına yaklaşan alacaklar için müvekkillerine ihtarname yerine doğrudan icra takibi açılmasını tavsiye eder.
Borç ilişkilerinde birden fazla kişinin sorumlu olduğu durumlarda (müteselsil borçluluk veya kefalet), alacaklının borçlulardan sadece birine karşı işlem yapması diğer borçluların zamanaşımı süresini etkiler mi? TBK Madde 155 bu konuda çok net bir ayrım getirmiştir.
Kanun koyucu, alacaklının işini kolaylaştırmak amacıyla müteselsil borçlulukta "sirayet" ilkesini kabul etmiştir:
Kefalet sözleşmelerinde durum kefili koruyucu niteliktedir ve tek yönlü bir sirayet söz konusudur:
Zamanaşımı kesildiğinde, kesilme tarihinden itibaren yeni bir süre işlemeye başlar. Kural olarak bu yeni süre, borcun tabi olduğu eski sürenin aynısıdır (örneğin kira alacağı için 5 yılsa, kesilmeden sonra yine 5 yıl işler). Ancak bunun iki önemli istisnası vardır (TBK m. 156):
Özellikle ticari ilişkilerde zamanaşımı takibi kritik önem taşır. Ticaret hukuku avukatları açısından şu noktalar öne çıkar:
Zamanaşımının "Durması" ile "Kesilmesi" karıştırılmamalıdır. Zamanaşımı durduğunda, o ana kadar işlemiş süre silinmez; yalnızca durma sebebi ortadan kalkana kadar süre askıya alınır. Sebep kalkınca süre kaldığı yerden devam eder. Oysa kesilmede tüm süre sıfırdan başlar. TBK m. 153'e göre zamanaşımını durduran haller şunlardır:
Evet. Alacaklı hiçbir işlem yapmazsa (dava, icra vb.) ve borçlu da borcu tanımazsa, kanundaki süreler (genel zamanaşımı 10 yıl, bazı alacaklarda 5 yıl) dolduğunda borç "eksik borç" haline gelir. Yani ödenirse geri istenemez, ancak dava yoluyla talep edilemez (borçlu itiraz ederse).
Kredi kartı ve tüketici kredisi gibi sözleşmeye dayalı banka borçlarında zamanaşımı süresi kural olarak 10 yıldır. Ancak banka icra takibi başlatırsa bu süre her işlemle kesilir ve uzar. İcra dosyasının "takipsizlikten düşmesi" borcun bittiği anlamına gelmez; dosya yenilenebilir.
İcra dairesi zamanaşımını kendiliğinden dikkate almaz. Borçlu olarak ödeme emrini tebliğ aldıktan sonra yasal süresinde (genellikle 7 gün) icra dairesine "Zamanaşımı İtirazında" bulunmanız gerekir. Aksi takdirde takip kesinleşir ve borcun tamamını ödemek zorunda kalırsınız. Ankara icra avukatı desteğiyle bu itirazın zamanında yapılması hak kaybını önler.
Zamanaşımı def'i, icra sürecinde sunulan bir savunmadır; borçlu bu def'i ile yalnızca borcun artık talep edilemeyeceğini ileri sürer. Menfi tespit davası ise genel mahkemede açılan ve "zaten borçlu değilim" iddiasını içeren daha kapsamlı bir davadır. İkisi birbirinden bağımsız olarak da kullanılabilir.
Borcunuzun zamanaşımına uğrayıp uğramadığını tespit etmek ve haksız takiplere itiraz etmek için uzman Ankara İcra Hukuku Avukatı kadromuzla iletişime geçin.
Yukarıda değinilmiş olan hususlar genel hatları ile kaleme alınmış olup; her somut olay birbirinden farklı özellikler taşıyabileceğinden hak kaybına uğramamanız adına bir hukuk bürosu ile iletişime geçip profesyonel destek almanızı öneririz. (KARTALHAN HUKUK BÜROSU)